You are currently viewing Kendinle girdiğin yarış

Kendinle girdiğin yarış

  • Post category:Yaşam

Birçok yerde duymuşuzdur; kişisel gelişim kitaplarında, iş yerlerimizde, arkadaşlarımızdan belki de ebeveynlerimizden. “Konfor alanının dışına çık.” Neydi bu konfor alanı diye sorgulamadan edemiyorum şimdilerde ve dışına çıkmakla doğru olanı mı yapıyorum ? 

Olağan hayat akışımızda kendimizi çok da zorlamadan sahip olduğumuz her edinim bizim konfor alanımızı oluşturuyor. En azından bu söz öbeğinin bana çağrışımı bu şekilde. Bazen hayata verdiklerime bakıyorum, geride bıraktıklarıma, bırakmadan önce sahip olduklarıma ve o meşhur alanın dışına çıkmamla elde ettiklerime… Uyum sağlama çabası içinde olduğum her şeye… Alma verme dengesini kurabildim mi diye sorguluyorum istemsizce. Verdiklerim aldıklarım için yeterli mi ya da uzun vadede bana yeterli gelecek mi ? 

Sonuç nereye varırsa varsın, yolda olmanın ne kadar zor olduğunu fark ediyorum. Ayrıca kendi adıma fark ettiğim diğer önemli şeyse bu yol hiç bitmeyecek, üstelik bu yol arada bir zorlaşacak. 

Ben nasıl bakıyorum ya da gördüğüm şey ne, hayatıma dair mutluluk ya da tatmin oluşturacak kısım burası olacak. Bir kitapta okuduğum bir cümle geliyor aklıma. Örneği net olarak kadar hatırlayamasam da yerine başka bir şey koyarak ana temayı aktarmaya çalışacağım. Bir sergide bir pipo resmi var, resme bakanlara soruyorlar:

Ne görüyorsunuz ?

Cevap aynı “Pipo.”

Hayır, aslında gördüğümüz şey bir pipo değil, pipo resmi. Aradaki farkı anlayabiliyor musunuz ? Biri ne kadar gerçek, diğeri ise ne kadar soyut ve yorumlanabilir. İşte bazen bu örnek gelince aklıma tekrar düşünüyorum ve kendi gerçekliğimin de kendime nereden, nasıl baktığım ve onu nasıl yorumladığımla alakalı olduğunu görüyorum.

Herkesin yorumu kendi hayatına dair o kadar değişebilir ki. Kim beni yargılayabilir ben pipo değil de pipo resmi olmayı seçtim diye. Ancak burda verilmek istenen mesaj bizim ne olmayı seçtiğimiz değil, bizim var olan gerçeği nasıl yorumladığımız, belki de çarpıttığımız. Sonuçta gerçek bir tane ve o da duvarda asılı duran “resim”den başka bir şey değil.

Bir arkadaşımla öyle küçük belki de biraz derin bir sohbetteyken bana şöyle bir soru yöneltti:

-Sen her şeyi çok takıyorsun ya da her şey mükemmel olsun istiyorsun. Kendini başarıların için tebrik etmiyorsun ve başarılarını başarı olarak görmüyorsun. Hayattaki amacın ne senin ?

-Belli bir amacım yok, tek istediğim ileride geriye dönüp baktığımda keşke şunu da yapsaydım dememek.

-Peki hiç düşündün mü, ya ileride kendine, kendimi keşke bu kadar yormasaydım, şunu da yapmasaydım dersen ? Hayat bir varış noktası ya da istikamet değildir. Hayat sadece bir yolculuktur. Yaptığın yolculuktan keyif al.

O ana kadar yaptığım şeyler için, gösterdiğim çabalar için pişman olabileceğimi hiç düşünmemiştim bile. Bakış açımı değiştirip bu soruyu kendime hiç tersten sormadığımı fark ettim. Bir anda küçük bir aydınlanmanın resmen beyinimin kıvrımlarında gezindiğini ve giderek büyüdüğünü hissettim. Kendimi yorduğumu bile görmemişim. Etrafımdaki insanlar bile bunu görürken ben kendime “dur bir dinlen” dememişim. Kendini zorlayıp bildiğin alanın dışına çıkarak yeni tecrübeler deneyimlemek çok kıymetli olabilir ama bunu yaparken kendini sürekli kendinle yarıştığın bir mekanizmaya çevrimemek de önemliymiş. Malesef ki yarış eğer kendinle girdiğin bir yarışsa bunun kazananı olmuyor. İşte bu noktada gerçeği gerçek olarak görebilmek önem kazanıyor.