Bazen iş yerinde ya da evde bıkkınlığın geldiği bir anda kendimden bir hayli uzaklaştığımı fark ediyorum. Her şey yolunda giderken içimde beni bu kadar enerjisiz, tükenmiş ve bitik hissettiren şey ne ? Neden tam da istediğim her şeyi yaşarken bazı anlar yine bir şeylerin bir yerlerde yetmediği hissine kapılıyorum ?
O an işte tam da bu an ve fark ettiğim şey ise şu oluyor; ne zamanki kendi hayatımda başrolden yan karaktere doğru düşmeye başlasam hep bu ruh hali, elinde depresyon balonu ile adeta kapıda dikilip balonu yüzümde patlatmaya hazırlanıyor.
Peki bu rol değişikliği aslında benim için ne anlama geliyor ? Gün içerisinde kendi duygularımı, vücudumun benden beklentilerini görmezden gelerek, çevremdeki insanların istek ve ihtiyaçlarını önceliklendirerek onlara uygun davranmak…
İşte ne zaman kendi benliğimle aramda bir kopukluk yaşasam hayatın sanki rengi kayboluyor, içim daralıyor ve birçok şeye karşı isteksizleşiyorum. Belki de bir noktada bu isteksizlik beni kendi anlam arayışımdan koparıyor.
Böyle anlarda durmam gerekiyor ve içeriye doğru bir bakmam.
Ben bugün ne istiyorum ? Ben şu anda ne istiyorum ?
İşten eve geldikten sonra eşim, birlikte her akşam izlediğimiz dizinin bir sonraki bölümünü bu akşam da izlemek istiyor olabilir ve ben zaten bir süredir tekrarlayan bu döngüden içten içe sıkılmama rağmen onunla vakit geçirebilmek için otomatiğe bağlayıp gerçekten yapmak istediğim şeyleri ertelemeye başladıysam, işte benim için bahsettiğim bu kopuş gerçekleşmiş demektir! Düşününce zaten günümüzün sekiz-dokuz saatini para karşılığı bir başkasına kiralıyoruz ve bu saatler içerisinde aslında iş haricinde sahip olduğumuz birçok kimliği kapının dışında bırakıp, kartımızı okutup hayatın başka bir alanına giriş yapıyoruz ve bu alanda ne kadar öz benliğimiz ile temas kurabiliyoruz ?
Akşam eve geldikten sonra uyuyana kadar ortalama beş saatlik zamanda da sahip olduğumuz o diğer gayri resmi sorumluluklarımızı yerine getiriyoruz. Eş, anne, baba, çocuk, temizlikçi, aşçı oluyoruz…
Yaşam alanımızı paylaştığımız diğer kişilerle bir noktada uyumlanıp işte tam bu noktada belki de yine kendimizle ilgili birçok şeyi görmezden geliyoruz. Örneğin ben bir süredir aldığım kitaplara gömülüp uzun uzun onlara vakit ayırmak, deyim yerindeyse aralarında kaybolmak istiyorum. Ama bunu yaparsam zaten tüm gün görmediğim ailemle yine çok az zaman geçireceğimi düşünüyorum. Bu tarz bahanelere sığınıp kendimle ilgili kısmı istemsizce sessize alıyorum ve hayatımın kontrolü de aynı sessizlikte ortamlara veda ediyor. Bu veda bazen iyi gelse de ipin ucu çok kaçtı mı sanıyorum ki kendi filmimde repliğim giderek yok oluyor ve silikleşiyorum. Bu da beni anlamsız bir yere sürüklüyor.
