İstanbul’dan Priştine’ye uçak biletlerinin ucuz olması ve vizenin olmaması nedeniyle hadi bir değişiklik olsun diyerek çıktığımız bir geziydi Kosova & Kuzey Makedonya turu.
Turumuzu yapabilmek için arabamızı gitmeden önce Yolcu360 uygulaması üzerinden kiraladık. Uygulamada arabanızı kiralayabileceğiniz farklı firmalar mevcut. Bu uygulama üzerinden kiralanan arabalarda yurtdışına çıkış için gerekli olan yeşil sigorta genellikle dahil değil. O yüzden Priştine Havaalanı’nda arabamızı kiraladığımız şirketin ofisine giderek hem arabamızı teslim aldık hem de Kuzey Makedonya’ya gidebilmek için sigortamızı yaptırdık. Aldığınız sigorta belgesinde tarihe özellikle dikkat edin. Bize yapılan sigortanın eski tarihli olduğunu fark ettik bu yüzden otelden havaalanına geri dönüp yeniletmemiz gerekti.
Otel seçerken bu gezimizde ucuz opsiyonları denemek istedik. İlk gece Priştine’de Museum Otelde kaldık. Otelin karşısında paralı otopark var ancak otel müşterilerine ücretsiz. Link burada.
Sabah yakınlardaki bir börekçiye gittik ve her yerde kredi kartı geçiyordur diyerek yeterli nakit para çekmemiştik. Börekçide de bozuk paramız çıkmayınca ısrarla para almak istemediler ve Türkiye’den geldiğimizi söyleyince yakınlardaki bir restoranttan ince belli iki bardak çay bulup bize getirdiler.
Kosova’nın bu misafirperverliği karşısında gözlerimiz yaşardı yalan yok. Bizde en sonunda açılan dükkanların birinde paramızı bozdurup hesabı ödeyebildik.
Böreğimizi yedikten sonra Priştine’yi gezmeden Makedonya Üsküp’e doğru yol aldık. Son gün dönüşümüz tekrar Priştine’den olacağı için buradaki gezimizi sonraya bıraktık.
Sınır kapısından sorunsuz bir şekilde geçtikten sonra, Üsküp’te kalacağımız yere vardık; Hostel 42. Size yemin ederim bir hostel deneyimimiz olsun diyerek tercih ettiğimiz bu yer hafızamızda unutulmaz yerini aldı. Ağır küf kokusunda nefes almak neredeyse imkansızdı ancak sadece uyuyacağız diyerek çıkış yapmadık ve gerçekten tüm gün dışardaydık. Hostelin sahibi çok misafirperverdi o ayrı.
Üsküp’ün her yerini yürüyerek adeta arşınladık. Türk Çarşısı, Makedonya Meydanı, Üsküp Kalesi, Taşköprü, Arkeoloji Müzesi…
Bu sırada her yerde Halk Bankası görünce TL’mizi Makedonya Dinarı’na çevirelim diyerek bankaya girdik ve bankanın TL bozmadığını duyunca şaşkınlıkla dışarı geri çıktık. Bu yüzden bir şekilde hallederiz orası Balkanlar diyerek bizim gibi sallana sallana gitmeyin !
Size Üsküplüler’den öğrendiğimiz bir mekan önerisi vermek istiyorum. Bu mekanın olduğu yerde benzerleri de mevut. Ancak biz burda çok ama çok eğlendik. Yurtdışında bulunduğumuz restorantlar arasından canlı ve eğleneceli balkan müzikleri, görece uygun fiyatıyla açık ara en çok sevdiğimiz yerlerden birisi oldu diyebilirim; Konum için tıklayın.
Sabah Ohrid’e doğru giderken, yol üzerinde plansız bir şekilde, hadi şuraya da girelim, diyerek tanıştık Matka Kanyonu ile. O kadar yeşil bir yer ki gözleriniz adeta size teşekkür edecek.
Burada ister kano kiralayın isterseniz de doğa turuna çıkın. Biz yürüyerek manzaranın tadını çıkarmayı tercih ettik.
Bir de Matka’da tuvalet sırası beklerken İtalyan, 70-80 yaşlarında bir teyze ile sohbet etme fırsatım oldu. Türküm deyince, teyzem Can Yaman çığlıkları arasında bir de öpücükler atmaya başladı. Ben o an bu adamın başarısını kabul ettim 🙂 .
Konumuza dönecek olursak, Matka’dan Ohrid’e giderken bir talihsizlik yaşadık ve arabamız bozuldu. Şehirler arası yol eyvah ne yapacağız, derken yol kenarında duran bir araba gördük. Arabanın yanına çektik bizde. İyi bir amcaya benzettiğimiz bu kişi ile ingilizce konuşmaya çalıştık, baktık olmuyor genelde Türkçe biliyorlar diyerek Türkçe’ye geçiş yaptık ve olan o an oldu. Amca Türkçe bilmiyordu ama Türkçe konuştuğumuzu anlayıp “Erdoğan” diyerek aşırı bir sevinç yaşadı. Bize tercüme yapabilmesi için Türk komşularını aradı ve en son bizi tamirhanesi olan bir benzinlikçiye kadar götürdü, inanabiliyor musunuz ? Balkanlarda gözümüz resmen insanlık görmeye devam ediyordu, öyle diyeyim.
Ohrid’e geldiğimizde Booking üzerinden kiraladığımız evimize gittik, binanın otoparkı olduğu için araba konusunda bir sorun yaşamadık. Konaklama linki için tıklayın.
Ohrid’de eşsiz göl manzarasının tadını çıkaralım diyerek göle yakın bir restoranta oturduk. Ancak tat konusunda çok memnun kaldığımızı söyleyemem.
Yemekten sonra çarşıya doğru yürüyüşe çıktığımızda birçok Türk dükkanı ile karşılaşıtık. Gitmeden triliçe yemeden olmaz dedik ve tatlıcıların birinde triliçe de denedik, siz de denemeyi unutmayın.
Ertesi sabah tekrar Priştine’ye döndük. Priştine’de şehir merkezinin çok büyük olmadığını fark ettik ve kısa bir yürüyüşle sona erdi.
Bu iki güzel şehirden hafızalarımızda kalan iki şey oldu:
- Balkan’ın insanı gerçekten çok iyi (ya da bize mi denk geldi?).
- Birçok yerde cami ve kilise karşı karşıya yer alıyordu. Bu, bize ortak yaşayabildikten sonra farklılıkların nasıl da önemini yitirdiğini gösterdi.
